AK PARTİ GRUP TOPLANTISI (02 Şubat 2010)
AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''AK PARTi iktidarı Türkiye'nin uluslararası itibarını artırırken, konumunu yükseltirken, önemini ortaya koyarken, muhalefet partilerinin sergiledikleri tavır, ülkemiz açısından içler acısıdır'' dedi.
AK PARTi Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu'nun AKPM Başkanlığına seçilmesinden sonra muhalefetin tavrını da eleştiren Başbakan Erdoğan, ''Muhalefet bu başarıyı bile takdir etmek, bu mutluluğu bile paylaşmak erdemini gösteremiyor'' diye konuştu.
AK PARTi'nin TBMM grup toplantısındaki konuşmasına Mevlüt Çavuşoğlu'nun, geçen hafta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanlığına seçildiğini hatırlatarak başlayan Başbakan Erdoğan, Çavuşoğlu'nu bir kez daha kutladı ve görevinde başarılar diledi.
Çavuşoğlu'nun iki yıl bu görevi sürdüreceğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Temennimiz, bu başarının bundan sonra da devamıdır. Tabii ki bu gurur duyulacak bir gelişme. Ülkemizin AK PARTi döneminde uluslararası düzeyde artan önemini ortaya koyan bir gelişme'' dedi.
Türkiye'nin uluslararası kuruluşlarda gösterdiği etkinliklerin ve üstlendiği görevlerin, sergiledikleri dış politikanın önemini ve ağırlığını yansıttığını belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin 2009, 2010 yılları için BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine iktidarları döneminde seçildiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Medeniyetler İttifakı Projesi Eşbaşkanlığını İspanya ile birlikte iktidarımız döneminde üstlendik. İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliğine bir Türk'ün seçilmesi, ikinci dönem dahil yine AK PARTi döneminde gerçekleşti. BM Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Genel Direktörlüğüne bir Türk'ün gelmiş olması yine iktidarımız döneminde gerçekleşti. BM ortak teftiş birimi üyeliğinden tutunuz, Uluslararası Atom Enerji Kurumu yönetimine, İşkenceyi Önleme Komitesine kadar bir çok platformda üyelerimizle temsil ediliyoruz.
Bütün bunlar kendi kendiliğinden olmadı. Her platformda, her zeminde kendimizi anlattık, tezlerimizi anlattık, öneriler getirdik, sorunların çözümünde aktif roller üstlendik. Fakat üzüntüyle ifade etmeliyim ki şu anda ekranları başında bizleri izleyen milletime bunu özellikle duyurmak istiyorum; AK PARTi iktidarı Türkiye'nin uluslararası itibarını artırırken, konumunu yükseltirken, önemini ortaya koyarken, muhalefet partilerinin sergiledikleri tavır, ülkemiz açısından içler acısıdır...
Bakınız, 61 yıldır AKPM'ye üyeyiz. İlk kez bir Türk ve ilk kez Doğu Avrupa'dan bir ülke Meclis Başkanlığını üstleniyor. Bu, Türkiye'nin başarısıdır. Dikkat edin; AK PARTi'nin demiyorum. Türkiye'nin başarısıdır. Türkiye'nin gururudur. Ülkemiz adına mutluluk duyacağımız bir başarıdır.
Muhalefet bu başarıyı bile takdir etmek, bu mutluluğu bile paylaşmak erdemini gösteremiyor. Bırakınız, bu mutluluğu paylaşmayı, bırakınız tebrik etmeyi Mevlüt Çavuşoğlu kardeşimizin başkan olması aleyhine gelişen önergeye CHP milletvekili Sayın Birgen Keleş ne yazık ki destek veriyor. MHP milletvekili Sayın Tuğrul Türkeş de oylamaya katılmıyor, salondan çıkıyor. Mevlüt Çavuşoğlu kardeşimiz 47 ülkenin 40'ından fazlasının teklifiyle başkanlığa aday oluyor ama Türkiye'nin muhalefet partisine mensup bazı temsilcileri adeta bu süreci engelleme çabasına giriyor. Hani milliyetçiydiniz ya, Nerede? Hani ülkeyi çok seviyordunuz, Nerede? Bu ne kindir yahu? Bu nasıl yaklaşım tarzıdır?
Düşünebiliyor musunuz, birçok devlet başkanı, dünya lideri, arkadaşımızı arayıp kutlarken, şu ana kadar hiç bir genel başkan arayıp da 'tebrik ederim, hayırlı olsun' deme nezaketini gösteremedi. Üstüne üstlük bir muhalefet milletvekili de -MHP'li Ertuğrul Kumcuoğlu-, 'Niçin Başmüzakereci Egemen Bağış arkadaşımız için Konseydeki toplantıya katıldı' diye yazılı soru önergesi veriyor.''
"AK PARTi Türkiye'yi dünya gündemine taşıdı"
AK PARTi'nin Türkiye'yi dünya gündemine taşırken, Türkiye'nin imajını, önemini artırmanın mücadelesini verirken, muhalefetin hazımsızlıklarla, küçük hesaplarla kısır tartışmalar ürettiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Muhalefetin çapı, vizyonu, idraki kaldırmasa da biz, Türkiye'nin menfaatlerini korumaya, Türkiye'nin uluslararası etkinliğini artırmaya devam edeceğiz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, konuşmasında, ekonomiye ilişkin iki yeni gelişmeyi de milletvekilleriyle paylaştı. Aralık ayı ve Ocak ayı başında kredilendirme kuruluşlarının Türkiye'nin notunu artırdığını hatırlatarak, dün Japon kredilendirme kuruluşunun Türkiye'nin uzun dönem borçlanma notunu BB eksiden BB'ye yükselttiğini belirtti.
Japon kredi değerlendirme kuruluşunun gerekçesine de değinen Başbakan Erdoğan, gerekçede, ''Türkiye, küresel kriz döneminde dış şoklara karşı dayanıklılığını gösterdi'' ifadesine yer verildiğini anlattı.
İhracat rakamlarına da değinen Başbakan Erdoğan, Ocak ayı ihracat rakamlarının, bir önceki yılın ocak ayına göre, yüzde 12,5 artarak 7 milyar 912 milyon dolara yükseldiğini söyledi. TÜİK'in de 2009'un tamamı için yıllık ihracatı açıkladığını ifade eden Başbakan Erdoğan, buna göre 2009'un tamamında 102 milyar 165 milyon dolarlık ihracat yapıldığını söyledi.
"Şu anda yapılan eylem, yasal değildir"
Başbakan Erdoğan, TEKEL işçilerinin eyleminin amacını aştığını belirterek, ''Amaç, hak arayışı değil, Hükümete karşı aleni bir kampanyaya dönüşmüştür. Pankartlara, sloganlara bakın. Şahsımı, partimi hedef alan edep dışı, terbiye dışı bir üslup kullanılıyor'' dedi.
Başbakan Erdoğan, şu anda yapılan eylemin yasal olmadığını ifade ederek, yasal olmayan sürece ay sonuna kadar sabredileceğini söyledi.
AK PARTi'nin TBMM Grup toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, TEKEL işçilerinin eylemine değindi. Yapılması gerekenin fazlasıyla yapıldığını, 13 katrilyon tutan ve işçi ile memurdan kesilen zorunlu tasarrufu AK PARTi iktidarı döneminde ödendiğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Hiçbir iktidar bunu kendilerine ödemedi. Bizim iktidarımız bunu kendilerine takır takır ödedi. Biz ödedik. Konut Edindirme Yardımı (KEY) adı altında bunlardan kesilen parayı da kimse ödemedi. Bunu da biz ödemeye başladık. Şu ana kadar 3 katrilyona yakın para ödedik ve ödemeye de devam ediyoruz. Bizim bu kadar yapıcı yaklaşımımız karşısında bu ajitasyonlar nedir?'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın da TEKEL işçilerinin yanına gittiğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bakıyorsunuz oraya giden kim, Sayın Baykal. Sayın Baykal, sen önce partine bağlı belediyelerde hiçbir hak tanınmadan tasfiye edilenlerin durumuna bak da önce onların sorununu çöz, önce onu hallet. Dürüst davran. Türk-İş'in önünde birikmiş olan 300-500 tane işçi ki (bunların yanına gelen bir çok uç kuruluşlar, hiç alakası olmayan, Öğretmen Olamayanlar Birliği...) Ne demek Öğretmen Olamayanlar Birliği ya? Böyle şey mi olur? Türkiye'de bazı şeyler cidden komikleşmeye başladı. Ne demek Öğretmen Olamayanlar Birliği? Bunun imtihanı vardır, bilgisayar ortamında girersin, kazananlar kazanıyor. İşte bak bu yıl da 40 bin alıyoruz. Bu 40 binin içine giren girecek. Bu 40 binin dışında kalan, 'Biz bunun dışında kaldık, bizim halimiz ne olacak?' Kardeşim dünyanın hiçbir yerinde bir fakülteyi bitiren veyahut da ne bileyim bir eğitim enstitüsünü bitiren, değişik uygulamaları var, öğretmen olmuyor diye bir şey yok ki? Aynı şekilde 'üniversiteyi bitiren herkes iş buluyor' diye bir şey yok ki? Bugün dünyanın en gelişmiş ülkesi Amerika'da işsizlik yüzde 9'a ulaştı. Japonya'ya gel, felaket... İspanya yüzde 8 küsurdan yüzde 18'e çıktı işsizlik.
Onlarda tabii 'işçi-memur' diye bir ayırım yok. Onlarda sadece çalışanlar var. Biz de işçi-memur ayırımı var. Geçen gün söyledim: 'Gelin, işçi, memur sendikaları bir araya gelsin, birleşsinler, 'çalışanlar' adı altında sendikalarını kursunlar. Hepsiyle bırakın toplu görüşmeyi, toplu sözleşmeyi yapmış olalım.' Çözsünler bu işi aralarında. Ama işlerine gelmiyor. Birisi bir taraftan vurmak istiyor, birisi bir taraftan vurmak istiyor. Kusura bakmasınlar, biz bu ülkeyi anlı, şanlı yöneteceğiz.''
"Ben sendikacılıktan geliyorum"
Her defasında yapıcı davranıldığını, her seferinde olumlu yaklaşıldığını belirten Başbakan Erdoğan, sorunun çözümü için gayret içinde olunduğunu söyledi. ''Ben sendikacılıktan geliyorum. Ben hayatımın çok ciddi bir kısmını işçi olarak yaşadım'' diyen Başbakan Erdoğan, şu anda Türk-İş'in içinde olanların kendisini bu noktada çok iyi tanıdığını söyledi. Başbakan Erdoğan, ''İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığında kendilerine ne tür haklar kazandırdığımı çok iyi bilirler. Bildikleri halde bütün bu şu anki uygulamaları yapanlar, dürüst ve samimi davranmıyorlar. Onun için bu hatırlatmayı yapmayı kendim için görev telakki ediyorum'' dedi.
Olumlu yaklaşımları işçi tarafında bulunamadığını yineleyen Başbakan Erdoğan, konuşmasın şöyle sürdürdü:
''Çünkü olay ideolojik grupların, aşırı uçların istismarına dönüşmüştür. Oradaki belli bir grup da ne yazık ki bu oyunun içinde, bu tuzağa düşmüş vaziyette. TEKEL işçilerinin eylemi tamamen amacını aşmıştır. Amaç, hak arayışı değil, Hükümete karşı aleni bir kampanyaya dönüşmüştür. Pankartlara, sloganlara bakın. Şahsımı, partimi hedef alan edep dışı, terbiye dışı bir üslup kullanılıyor. CHP, bu işçi kardeşlerimi istismar ediyor. MHP istismar ediyor. 1992-2003 arasında, bu ülkede CHP de MHP de iktidar ortağı oldular. Onların döneminde özelleştirme sonucu insan işinden oldu. 14 bin işçi sokağa terk edildi, onların iktidarları döneminde. Geldik o işçileri 4-C kapsamına biz aldık, biz istihdam ettik. Bunların içinde medya kuruluşları var. Marjinal örgütler, buradaki işçileri hala istismara devam ediyor. Medyayı da kullanarak... Çetelerin yapamadığını, hukuk dışı örgütlenmelerin yapamadığını, kirli senaryoların başaramadığını şimdi bu türden olumsuz olayları abartarak, ajite ederek, kışkırtarak başaracaklarını zannediyorlar.''
"Bu ülke yol geçen hanı değil"
Başbakan Erdoğan, konuşmasında TEKEL işçilerine de şöyle seslendi:
''Oradaki işçi kardeşlerime sesleniyorum; kullanılıyorsunuz. 3 milyonu aşkın işsizin vebali var. İşçilerin, asgari ücretlilerin, memurların, emeklilerin, tüyü bitmemiş yetimin vebali var. Bizim 4-C kapsamında çalışacak işçilere teklif ettiğimiz ücretle çalışacak bu ülkede milyonlarca işsiz var, milyonlarca asgari ücretli var. Burada oynanan oyunu iyi görmeniz gerekiyor. Bunu özelikle bugün buradan kendilerine duyurmak istiyorum. Buradaki olay hak arayışı içinde, masum talepler peşinde bir işçi eylemi olmaktan çıkmış, Hükümete karşı yeni bir senaryonun parçası olmuştur. Ben TEKEL'de çalışan ve önceki gün itibariyle kıdem ve ihbar tazminatları hesaplarına yatan tüm işçi kardeşlerime şunu tekrar hatırlatıyorum; kamuda çalışmaya devam etmek isteyen arkadaşlarımız gitsinler sözleşmelerini imzalasınlar. Eylemdeki işçi arkadaşlarıma da eylemlerine artık sonlandırarak evlerine dönme çağrısında bulunuyorum.
Hazinemizdeki her bir kuruş, milletimizin bize emanetidir. Her bir kuruşta tüyü bitmedik yetimin hakkı var ve biz o hakkı çar-çur etmeyecek, milletin emanetine asla suistimalle halel getirmeyeceğiz. Şu anda yapılan eylem, yasal değildir. Ne Abdi İpekçi'de ne de Türk-iş önünde yapılan... Bunlar yasal değildir. Fakat biz şu anda bu demokratik davranışımızı, bu ay sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu yasal olmayan sürece, bu ay sonuna kadar sabrediyoruz. Ama bu ay sonu, 4-C ile ilgili işlem bittikten sonra yasal olan adım neyse, bu adımı bu defa biz atacağız. Bunu da ayrıca söylemek isterim. Çünkü kusura bakmasınlar. Bu ülke yolgeçen hanı değil, bu ülkenin sahipleri var.''
"Biz bu milletin, tüyü bitmemiş yetimin parasının emanetçisiyiz, bunu dürüst kullanmak zorundayız"
Başbakan Erdoğan, TEKEL işçileriyle durumlarına ilişkin dün yapılan görüşmeyi değerlendirirken, ''Allah, Allah... Dün geldiler şimdi tekrar 'İstemezük, biz bunu da kabul etmiyoruz.' Kusura bakmayın. Biz, yapılması gerekenin azamisini, fazlasıyla yaptık'' dedi.
Başbakan Erdoğan, AK PARTi'nin grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, partisinin geçen hafta yapılan grup toplantısında işçiyi, memuru, yoksulu, çiftçiyi, işsiz öğretmeni, 4-C'liyi, herkesi ''bir anda kurtardığını'' söyledi.
''Bir kere Sayın Baykal'ın toplumun bu kesimlerini hatırlamış olmasından çok büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. Bu da bir ilerlemedir'' diyen Başbakan Erdoğan, ''Nihayet, bu Türkiye'nin gerçek gündemine dönüş sinyalidir. İşçinin, memurun, ataması yapılmayan öğretmenin, yoksulun, emeklinin sorunlarını Sayın Baykal maşallah bir anda çözüyor. Sırtında yumurta küfesi yok. Daha evli de değil, bekâr'' şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
''20 bin öğretmenin atamasını yapıyor, her aileden bir kişi iş sahibi yapıyor, 4-C'yi kaldırıyor. Formülün ne? Formül yok. İşte bu 'kim ne veriyorsa ben beş mislini veriyorum' anlayışının tezahürüdür. Sayın Baykal'ın söylemi, o sağcı o popülist siyaset söylemine tamı tamına denk düşen bir söylemdir. Bu popülist tavır, Türkiye'nin ekonomisini on yıllar boyu felç etmiştir. Bu popülist tavır hiç bir derde şifa olmamış, tersine ülkede her kesime ağır bedeller ödetmiştir. Belli mağdur kesimlere mavi boncuklar dağıtan siyaset anlayışı, o mağdurların ahını almış ve 3 Kasım'da sandıkta bunlar tarihe karışmıştır. Şu rakamları sayın Baykal'a hatırlatmak isterim; 2003 yılından bu güne kadar 158 bini kadrolu, 70 bini sözleşmeli olmak üzere 228 bin öğretmenin atamasını bu iktidar gerçekleştirmiştir. Milli bütçemizin birinci sırasına iktidarımız döneminde yedi yıldır Milli Eğitim Bakanlığı oturmuştur. En fazla personeli her zaman Milli Eğitim Bakanlığına vermişizdir. Bunlar hiç bir dönemde olmuş şeyler değil. Bu yıl 40 bin yeni kadrolu öğretmen alımı yapıyoruz. Tüm bu atamaları bütçe imkanlarını zorlayarak yapıyoruz. Eğitimi her şeyin önünde tutuğumuzu, artık bu işin içinde, gerçekçi yaklaşım sahiplerinin hepsi biliyor ve bunu bundan sonra da aynı şekilde tutmaya devam edeceğiz. Çünkü, buradan asla sapma yapamayız. Fakat tabii ki bu öğretmenlerimizi bizler yurt dışından getirmiyoruz, uzaydan ithal etmiyoruz. Bu ülkenin çocukları içinden, gençleri içinden atama yapıyoruz. Fakat bir taraftan mezuniyetler, bir taraftan da tabii ki bütçemizin bu işe vereceği cevap, bunlar önemli. Devlet yönetimi ciddiyet ister. Hele hele ekonomi yönetimi çok daha büyük ciddiyet ister.''
"Tekel işçileri"
Ankara'da ''TEKEL işçilerinin bir kısmının'' 6 haftadır eylem yaptığını belirten Başbakan Erdoğan, 1992-2003 yılları arasında 14 bin işçinin özelleştirmeler nedeniyle kıdem, ihbar ve iş kaybı tazminatlarının ödenerek işlerinden çıkarıldıklarını anımsattı.
2004 yılında işçi sendikalarıyla yaptıkları müzakerelerin ardından, işçi sendikalarının talebi doğrultusunda, onlarla birlikte çalışarak 4-C uygulamasını başlattıklarını hatırlatan Erdoğan, ''Onlarla birlikte başlattığımız bu süreci şimdi aynı sendikalar inkâr ediyor. '4-C'nin gündemden çıkarılması lazım, 4-C kölelik anlayışıdır' diyorlar, aynı kişiler. Bu nasıl bir dürüstlük? İşe ciddiyetle yaklaşmamız lazım. Biz 'özelleştirmelerden dolayı kimse işinden olmayacak. Hatta bizden önce işini kaybetmiş olan 14 bin işçiyi de 4-C kapsamına alacağız' dedik ve aldık Bu iktidar mı işçiye karşı?'' diye sordu. Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Şu anda TEKEL'de, bakın çalışan demiyorum, istihdam edilen işçi sayısı 10 bin 850 kişidir. Biz bu arkadaşlarımıza her ay yaklaşık 40 milyon TL ödüyoruz. Sendikalarla görüşmemiz oldu. Dediler ki 'bir altı ay bize müsaade. Bu altı ayı atlatalım ondan sonra problem yok.' Gerek Türk-İş Başkanı, Gerek Tek Gıda-İş Başkanı, gerek bir başka sendikacı arkadaşımız ve Maliye Bakanı Kemal bey, birlikte oturup konuştuk; 'bakın, bunları artık kapatıyoruz. Bundan sonra artık böyle bir süreci devam ettirmemiz mümkün değil...'
Bu olay, bir özelleştirme olayı değildir. Bu özelleştirmenin dışında elimizde kalmış olan tütün yaprak depolarının tamamen tasfiyesi, kapatılması olayıdır. Özelleştirme başka bir olaydır, buraların kapatılması başka bir olaydır. Yani biz, 2 yıldır bu işçi kardeşlerimize, buralar çalışmadığı halde, bir kaç yer hariç, oralar da tütün yaprak işlemesi devam ediyor, hatta Haziran'a kadar da Diyarbakır, Manisa gibi illerimizde, hatta İzmir dahil olmak üzre bu süreç devam edecek. Belki oralarda 500-600 kişi Haziran'a kadar bunu devam ettirecekler. Ama diğerlerinde bu işi bitirdik, kapattık. Kapatılan bir iş yerinde sadece ihbar, kıdem tazminatını verirsiniz, işi bitirirsiniz. İş hukukunda, çalışma hayatında böyledir. Bunu sendikalar da gayet iyi bilir. Zaten bizimle de konuşurken 'böyle mi arkadaş, böyle...' Ama biz, 'burada da iyi niyet göstergesiyle bu kardeşlerimizi yine 4-C kapsamına alalım, bu rakamları ödeyelim' dedik.''
"Dürüst kullanmak zorundayız"
4-C'lilerin ücretlerinde yapılan iyileştirmeleri anlatan Başbakan Erdoğan, 4-C'lilerin sosyal güvenlik ve özlük haklarının korunacağını, sağlık noktasında en ufak bir mahrumiyetin söz konusu olmadığını ifade etti. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Şimdi ne diyorlar? Yazılı ve görsel medyaya sesleniyorum; ülkem, milletim adına kendilerine teessüf ediyorum, dürüst davranmadıkları için. Biz emanetçiyiz. Biz, bu milletin, tüyü bitmemiş yetimin parasının emanetçisiyiz. Bunu dürüst kullanmak zorundayız. Dedikleri şu: Günlerdir aç, susuz, bir simidi paylaşarak yiyorlar... Olay, ajite ediliyor. İşte fırınlardan, bakkallarda ekmekler geliyor, ekmekleri alıyoruz, paylaşıyoruz, o şekilde yiyoruz. Eğer onlar TEKEL işçisiyse dün itibariyle hepsinin maaşı takır takır ödenmiştir. Ayrıca, dün saat 15.00 itibariyle de kıdem ve ihbar tazminatları hepsinin hesabına yatmıştır. Asgarisi 20 bin liradan, azamisi 80 bin küsüre kadar tutan, ortalamada 40 bin lira olmak üzere kendilerine kıdem ve ihbar tazminatı hesaplarına yatmıştır. Nasıl oluyor da bu bir simidi paylaşarak yiyorlar? Nasıl oluyor da bir ekmeği paylaşarak yiyorsun? Hala maaşını alan insan durumundasın.
Şimdi biz bir ay daha kendilerine şu hakkı tanıyoruz; Şubat sonuna kadar 10 bin küsür TEKEL işçisi müracaat etmek suretiyle 4-C'den istifade edecektir. İlköğretim mezunlarını 772 lira, lise mezunları 856 lira, üniversite mezunları da 938 olmak üzere maaşlarını alacaktır. Ha bundan sonra artış olacak mı? Tabii olacak. Ama biz bu defa ne yaptık? Geçen hafta Perşembe günü kendileriyle görüştük. Bakan arkadaşlarım yanımdaydı. Baktık ki orada sadece bir kıdem tazminatı noktasında sıkıntıları var, bir iki konu daha söylediler. Dedim ki 'bakın şimdi biz kıdem tazminatlarının devamı noktasında eğer yasal bir mani yoksa bunun üzerinde arkadaşlarım çalışsın. Ama yasal mani varsa, biz şu anda kıdem ve ihbar tazminatlarınızı vereceğiz ama yeni bir süreci başlattığımız için yeni süreci kıdem tazminatı alacak şekilde düzenleyeceğiz.' Bunu da artı olarak şimdi ayrıca getiriyoruz. Allah, Allah... Dün geldiler şimdi tekrar 'istemezük, biz bunu da kabul etmiyoruz.' Kusura bakmayın. Biz yapılması gerekenin azamisini, fazlasıyla yaptık.''
"Bu bir koltuk kavgası değildir, demokrasi ve hukuk mücadelesidir"
Başbakan Erdoğan, ortada karanlık iddialar, çirkin, kirli bir senaryo bulunduğunu belirterek, ''Ancak bu vahameti umuda dönüştüren, bu senaryonun açık açık tartışılması, her boyutuyla masaya yatırılması, özgürce eleştirilebilmesi, en önemlisi de hukukun konusu olabilmesidir'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın bu plan ve iddialar karşısındaki tavrını eleştiren Başbakan Erdoğan, ''Sayın Baykal, bu planların, iddiaların tek hedefi, AK PARTi iktidarı değildir, Türk demokrasisidir, sivil siyasettir, milli iradedir. AK PARTi'yi gözden düşürecek, devre dışı bırakacak karanlık hesaplar, sanma ki senin önünü açar, seni iktidara taşır. Bırak bu tür ucuz hesaplar yapmayı da bir kez olsun demokrasiyi, hukuku, sivil siyaseti savun'' diye konuştu.
AK PARTi'nin TBMM Grup toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, ''Türkiye'de bir şeylerin değişmeye, hem de ciddi, köklü ve umut verici şekilde değişmeye başladığını'' belirterek, ''Sadece son 2 hafta içinde yazılan, çizilen, konuşulan, tartışılan mevzulara bakın. Sadece onlar bile Türkiye'nin ne kadar değiştiğini, ne kadar özgür bir ülkeye dönüştüğünü, demokratikleşme yolunda nasıl bir mesafe kaydettiğini ortaya koyuyor'' dedi.
Ortada karanlık iddialar, çirkin, kirli bir senaryonun bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Ancak bu vahameti umuda dönüştüren, bu senaryonun açık açık tartışılması, her boyutuyla masaya yatırılması, özgürce eleştirilebilmesi, en önemlisi de hukukun konusu olabilmesidir. Türkiye tek yürek halinde bu meseleyi konuşurken ana muhalefet partisinin her zaman yaptığı gibi meselenin üzerine örtmeye çalıştığına, meseleyi farklı yerlere çekmeye çalıştığına da ibretle şahit oluyoruz. Sanki demokrasinin tarafı değilmiş gibi, sanki sivil siyasetin tarafı değilmiş gibi, sanki hukukun tarafı değilmiş gibi perdeleme yapmaya, çarpıtma yapmaya devam ediyor. Sayın Baykal, bu planların, bu iddiaların tek hedefi, AK PARTi iktidarı değildir. Bunun altını çiziyorum; Türk demokrasisidir, sivil siyasettir, milli iradedir. AK PARTi'yi gözden düşürecek, devre dışı bırakacak karanlık hesaplar, sanma ki seneni önün açar, seni iktidara taşır. Bırak bu tür ucuz hesaplar yapmayı da bir kez olsun demokrasiyi, hukuku, sivil siyaseti savun. Sayın Baykal, bir kez olsun adaleti savun, halkın hakkını, hukukunu savun. Maalesef bunu medya içinde yapanlar da var. Bakıyorsunuz Sayın Baykal işaret fişeğini yakıyor, hemen arkasına onun vagonları durumunda olanlar var, takılıp duruyorlar. Hemen anında... Ertesi gün bakıyorsunuz aynı istikamette yazıp çizmeye başlıyorlar. Meselenin tartışılıyor, konuşuluyor olmasından rahatsızlık duyanlar var tabii... Konuyu farklı noktalara taşımak isteyenler var. Onların tam tersi uçta yer alıp, Hükümeti yine söylüyorum, gaza getirmeye çalışanlar var.''
"Devletin kurumlarıyla çatışmaya girmemizi arzu edenler var"
Başbakan Erdoğan, devlet ciddiyeti ve sorumluluk çerçevesinde hareket etmek zorunda olduklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Yani devletin kurumlarını gaza getirmeye, bizim devletin kurumlarıyla çatışma içine girmemizi arzu edenler var. Yani biz Silahlı Kuvvetlerimiz ile şöyle bir güleryüzlü olarak oturup konuştuğumuzda, 'Aa, burada bir şey var.' Polisimizle şöyle oturup dertleştiğimizde, aynı sofrada bir yemeği paylaştığımızda 'Hayırdır ya, bir gelişme mi var? Böyle olmaması lazım' gibi yaklaşımlar var. Bunları anlamak mümkün değil. Niye rahatsız oluyorsunuz? Bu ülkenin bütün kurumları bir ve beraber. Bu ülke demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak daha ileri seviyelere ulaşmayı, yaklaşmayı amaç edinmemeli mi? Bundan niye rahatsız oluyorsunuz? Ama biz onlar kadar sorumsuz davranamayız. Çünkü biz sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz. Hassas olmak, sağduyulu olmak, serinkanlı davranmak durumundayız. Milletimizin kazanımlarını, ülkemizin selametini hassas bir şekilde korumak, gözetmek durumundayız. Bizim hassasiyetimizi; AK PARTi'nin iktidarını sürdürmekle izah etmek, son derece yanlış olur. Bizim hassasiyetimiz, milli iradenin, demokrasinin, hukukun kurumsallaşmasına, sistemin çağdaş standartlarına ulaşmasına yöneliktir. Bu bir koltuk kavgası değildir, bu bir demokrasi ve hukuk mücadelesidir, bu kişisel bir ikbal mücadelesi değildir. Bu, Türkiye'yi aydınlık geleceğe ulaştırma, Türk milletinin hak ve hukukunu geliştirme mücadelesidir. Biz aynı hassasiyeti, aynı soğukkanlılığı siyaset alanlarında görmek istiyoruz. ''
"Baykal'ın tavrı tarihe kara bir leke olarak kazınacaktır"
Başbakan Erdoğan, tüm bu ve benzeri iddialar karşısında CHP Lideri Baykal'ın takındığı tavrın, ''tarihe karanlık bir leke olarak kazınacağını, asla unutulmayacağını ve siyaset tarzlarına konu olacağını'' belirterek, konuşmasına şöyle devam etti:
''Gerek 'Ergenekon' davası konusunda, gerek darbe iddiaları konusunda, Sayın Baykal'ın kullandığı şu tanımlamaları affınıza sığınarak burada hatırlatmak isterim; 'skandal, fiyasko, safsata, tuzak, pusu, intikam operasyonu, Cumhuriyet ile hesaplaşma, abuk subuk işler, deli saçması, masal bunlar, geri zekâlıların bile inanmayacağı şeyler, Aşk-ı Memnu dizisi...' Bu sıfatlar ve tanımlamalar niçin kullanılıyor? Çete iddiaları niçin kullanılıyor? Yargıda olan bir dava için kullanılıyor, darbe iddiaları için kullanılıyor. Biliyorsunuz, bununla da kalmadı, çok daha ileri gitti ve çetelerin avukatı olduğunu ilan etti. Arkadaşları gidip mahkemede avukatların sıralarında duruşma izledi. Danıştaya saldıran, orada cinayet işleyen saldırganın savunulduğu tarafta, CHP'nin ne işi var? Her fırsatta 'Atatürk'ün Partisiyiz' diye övünüyorlar. Madem öyle, Atatürk'ün partisini o sıralara taşımaya ne hakkınız var? Evet, Türkiye tarihi bir dönüm noktasında bulunuyor ve hiç kuşkunuz olmasın, tarih kimin, nerede durduğunu, neyi savunduğunu ve hangi tarafı tuttuğunu da mutlaka kaydedecektir.''
"Hiç kimse doğuştan edindiği dili, rengi, etnik kökeni, din ve mezhep tercihleri dolayısıyla suçlu addedilemez, cezalandırılamaz"
Başbakan Erdoğan, hiç kimsenin doğuştan edindiği dili, rengi, etnik kökeni, din ve mezhep tercihleri dolayısıyla tehlike olarak görülemeyeceğini belirterek, ''(Bu Alevidir), 'bu Sünnidir', 'bu Türk'tür', 'bu Kürt'tür', 'bu Roman'dır', 'bu Müslümandır', 'bu Hristiyandır', 'bu Musevidir', 'başını örter', 'namaz kılar', 'alkol kullanır, vesairedir' diyerek, kimse ama kimse potansiyel suçlu ilan edilemez. Adının yanına da not düşülemez, fişlenemez, tehdit olarak görülemez'' dedi.
Başbakan Erdoğan, AK PARTi'nin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Bizi mağdur rolü oynamakla itham edenlere buradan seslenmek istiyorum: AK PARTi, hiç bir zaman mağdur rolü oynamadı, oynamamıştır, oynamayacaktır da. Tam tersine AK PARTi, o eski siyasetçilerin yaptığını yapmamıştır. Sineye çekmemiş, başını öne eğmemiş, milletin de başını öne eğdirmemiştir'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Bize yönelik hiç bir hukuk dışı girişim karşısında boynumuzu bükmedik. Ne dedik; 'Dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz.' Biz yetkimizi milletten alıyoruz, millete karşı sorumluyuz. Milletin başını öne eğdirecek hiç bir girişimde AK PARTi'yi bulamazsınız, bulamayacaksınız. Bakıyorsunuz, bir grup veya kesim çıkıyor, senaryonun ortaya çıkışı ile ilgili zamanlamayı eleştiriyor. Bir kesim çıkıyor, 'Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratıyorsunuz' diyor. Bir başkası çıkıyor, senaryonun oluşumundan gündeme gelişine kadar her aşamada AK PARTi'yi itham ediyor. Bir başkası çıkıyor, 'niye üzerine gitmiyorsunuz?' diyerek bize gaz vermeye çalışıyor. Bir kısmı da çıkıyor, Hükümete tepeden tırnağa bindiriyor. Ama aynı kesimler sorunu görmekten, muhataplarını görmekten daha da kaçınıyor.''
Başbakan Erdoğan, AK PARTi'nin her konuda ölçütünün demokrasi ve hukuk olduğunu söyledi. Bu ve benzeri meselelerde, AK PARTi olarak hukukun üstünlüğünü her şeyin üzerinde tutmaya devam ettiğine dikkat çeken Başbakan Erdoğan, ''7 yıl boyunca bunu yaptık, bundan sonra da yapacağımız budur'' dedi.
"10 yıl önce ferman buyurdunuz efendim diyordunuz"
Kurumları yıpratmanın hiç kimsenin haddi olmadığını ve bunu yapmaya yürütme olarak izin vermeyeceklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Ancak, yanlış yapanların hoş görülmesine, yanlışlığın yok sayılmasına da fırsat vermeyiz, vermemeliyiz. Kurumlarımızın dışarıdan yıpratılmaması konusunda ne kadar hassas isek, içeriden yıpratılmaması noktasında da aynı hassasiyeti taşıyoruz. Ne dışarıdan ne içeriden hiç kimse kurumlarımızın saygınlığını zedeleme hakkını kendinde göremez, görmemeli. Belli kişilerin yaptıkları yanlışları bahane ederek, kurumlarımızı top ateşine tutmak ne kadar yanlışsa, yapılan yanlışları görmezden gelmek de o kadar yanlıştır o kadar zarar vericidir. Herkes hukuka, hukuki süreçlere saygı duymak, sabırla adaletin tecelli etmesini, gerçeklerin ortaya çıkmasını beklemek durumundadır.
Bakın, geçen hafta çeşitli vesilelerle ifade ettim. Hiç kimse doğuştan edindiği dili, rengi, etnik kökeni, din ve mezhep tercihleri dolayısıyla suçlu addedilemez, cezalandırılamaz, tehlike olarak görülemez. Tehdit ve tehlike; hukuka, Anayasal düzene karşı oluşan somut riskler ve girişimlerle belirlenir. 'Bu Alevidir', 'bu Sünnidir', 'bu Türk'tür', 'bu Kürt'tür', 'bu Roman'dır', 'Bu Müslümandır', 'bu Hristiyandır', 'bu Musevidir', 'başını örter', 'namaz kılar', 'alkol kullanır, vesairedir' diyerek, kimse ama kimse potansiyel suçlu ilan edilemez. Adının yanına da not düşülemez, fişlenemez, tehdit olarak görülemez. Eğer bu özelikleri taşıyan kişiler illegal faaliyetlerde bulunur, Anayasal nizama karşı somut bir karşıtlık içine girerlerse, ancak o zaman hukuk çerçevesinde değerlendirmeye alınırlar. Türkiye, bir hukuk devletidir. Devlet karşısında olduğu gibi hukuk karşısında da hiç kimsenin diğerine karşı ayrıcalığı yoktur, olamaz. Suç işleyen bağımsız mahkemelerde yargılanır ve cezasını alır. Elbette suçu önleme mekanizmaları olacak, elbette istihbarat faaliyetleri olacak. Ama bu, hukuku çiğneyerek, insan onurunu ve haklarını çiğneyerek, hele hele kendi vatandaşını potansiyel tehdit olarak görerek yürütülemez. Bu konuda geçmişte yanlışlar yapılmış olması, bunu teamül haline getiremez, geleneksel bir yöntem haline asla getiremez. 'Neden bugün, neden şimdi, neden 7 yıl beklediniz?' diye soranlara da diyorum ki Türkiye, bu demokratik olgunluğa ancak bugün ulaşmıştır. Şartlar bugün oluşmuştur, buraya kolay gelmedik. Onun için bugün bu konuları ele alıyoruz. Ama bunu yazan ve çizenlere de ayrıca söylüyorum; 10 yıl öncesine bir gidelim, bakalım, 10 yıl öncesinde köşende böyle yazı yazabiliyor muydun? Var mıydı böyle bir şey? 'Ferman buyurdunuz efendim' diyordunuz. O günlerinizi çok iyi biliyoruz.''
"Süreç kurumlarımızla işbirliği içinde yürüyor"
Başbakan Erdoğan, muhalefet partilerinin, en başından itibaren, ''hesaplaşma, intikam, kurumlar arası çatışma gibi'' asılsız, mesnetsiz kavramlarla kışkırttıkları sürecin, tam tersine 72,5 milyon vatandaşın tamamı için ortaya konulan kararlı bir demokratikleşme mücadelesi olduğunu söyledi.
''Muhalefetin bu sürecin ne kadar dışında kalırsa kalsın, kurumlarda bu noktada tam bir iradenin mevcut olduğunu'' gördüğünü söyleyen Başbakan Erdoğan, ''Bu süreç, altını çizerek ifade ediyorum; kurumlarımızla işbirliği ve iletişim, koordinasyon içinde yürüyor'' dedi.
Başbakan Erdoğan, bugün medeni bir şekilde, yapıcı bir üslupla, kırmadan, dökmeden, korkmadan, çekinmeden Türkiye'nin tabu sayılan meselelerinin konuşulduğunu ifade ederek, demokratik açılım süreci adı altında; ülkenin her kesiminin sorununun masaya yatırıldığını, milli birlik ve kardeşlik projesinin hayata geçirmeye çalışıldığını ifade etti.
''Kürt, Roman meselesini konuşuyoruz, Alevi çalıştaylarını bitirdik. Terörü en geniş konuşulduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, ekonomik sorunlarının doğu-batı, güney-kuzey ayrımı yapmaksızın masaya yatırıldığını kaydetti.
"En büyük soruna sahip olan kitle, Romanlardır"
Başbakan Erdoğan, sorunların tüm taraflarla görüşülerek çözüldüğünü belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu konuda sözü ve önerisi olan herkesle konuşuldu, konuşuluyor. Örneğin, devlet ilk kez Alevi vatandaşlarımızla bu boyutta, ciddiyette biraraya geldi. Onların taleplerine kulak verdi. Şimdi bu 7 çalıştay rapor halinde şahsıma sunulacak, biz de buna göre üzerinde değerlendirmelerimizi yapıp, yol haritamızı belirleyeceğiz. Kısa vadede neler yaparız, orta vadede neler yaparız, uzun vadede neler yaparız? Aynı şekilde Roman vatandaşlarımızın sorunları... Onlarla birlikte de çalışmalar yapıldı, yapılıyor. Orada da ilginç gelişmeler var. Bu ülkede eğer kimin sorunları daha fazladır diye düşünürseniz... Sorun itibariyle bu ülkede etnik unsurlar içerisinde en büyük soruna sahip olan kitle Romanlardır. Bunu da içim, ciddi manada burkularak söylüyorum. Bugüne kadar gelenler bunları arayıp buldu mu? Bize tavsiye edenler ne diyor biliyor musunuz? 'Ya nereden çıkardınız bu işi, ülkenin başına yeni bir dert mi saracaksınız' diyor.
Eğer bu ülkeyi yöneteceksen, her bireyle uğraşacaksın, her birinin sorununu dinleyeceksin. 'Bununla ilgilenirim, bununla ilgilenmem' diyemezsin. O da benim vatandaşım, o da benim kardeşim, tabi ilgileneceğim. Onu da kendim, ülkem için zenginlik olarak görüyorum. Bunu da en güzel şekilde değerlendireceğiz, kaçamayız. Zira biz 'yaratılanı yaratandan ötürü seven bir anlayışla' bu yola koyulduk, tabii ki seveceğiz. Burada bir ayırıma gidemeyiz. Tek başına Türkiye'nin bu seviyelere gelmiş olması, bu zemine kavuşmuş olması çok büyük umutlar taşıyor. Türkiye'de bu zemini tesis eden, inşa eden AK PARTi olmuştur. Tüm engellemelere, tehditlere rağmen AK PARTi, Türkiye'yi buralara taşımıştır. Daha iyisini de yapabiliriz. Allah'ın izniyle, milletimizin desteği ve hayır duasıyla çok daha iyisini yapacağız. Somut adımlarla süreci destekleyeceğiz. Türkiye'nin tıkandığı her noktayı, takıldığı her engeli, Türkiye'yi yavaşlatan her yükü bertaraf ederek, aydınlık yarınları birlikte inşa edeceğiz. Bu, bizim sorumluluğumuz, hem de tarihi sorumluluğumuz. Bu sorumluluğu hakkıyla yerine getireceğiz.''
Başbakan Erdoğan, bugün TBMM Genel Kurulu'nda, MHP'nin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamasının oylanacağını da ifade etti.
MHP'nin, 3,5 yıllık iktidarındaki çalışma hayatında olan durum ile bugünkü durum kıyaslandığı zaman aradaki uçurumun çok daha iyi fark edileceğini belirten Başbakan Erdoğan, asgari ücretten, zorunlu tasarrufa, konut edindirme yardımlarından 1 Mayıs'a, demokratik hakların kullanılmasından sosyal güvenlik ve sağlık sistemine kadar her alanda devrim niteliğinde reformlar yapıldığını ifade etti.
''Şimdi siz, bu bakan hakkında gensoru veriyorsunuz. İzan gerekir izan...'' diyen Başbakan Erdoğan, MHP'nin bu gensoru önergesini vererek, iktidarları dönemiyle bugünün kıyaslanması için AK PARTi'ye fırsat sunduğunu, bu fırsatı görüşmelerde en iyi şekilde kullanılacağını belirtti.
Başbakan Erdoğan, gensoru olayının ''suyunun çıktığını'' ifade ederek, ''İki de bir, acaba Parlamentoyu nasıl meşgul ederiz, nasıl engelleriz, nasıl zamandan çalarız mantığı ile bu gensorular veriliyor. Bir şey çıkacağından değil. Bütün dertleri, dostlar alışverişte görsün'' diye konuştu.
Milletin MHP'ye 5 yıl iktidar görevi verdiğini, ancak 3,5 yılda kaçıp gittiklerini söyleyen Başbakan Erdoğan, ''Bunlar, bu. Kalsaydın, niye gittin, yürütseydin? Yürütemez, bunlarda bu güç, irade yok. Bunlar sırtlarında küfe olmadığı için çok rahat atıp tutuyorlar, olay budur'' diyerek sözlerini tamamladı.