Bugün Tavsiye Ettiğimiz Köşe Yazarları (11 Mart 2010)


1. İsmail KÜÇÜKKAYA (Akşam 11 Mart 2010)

İşte IMF'siz dönemin yol haritası

Aylardır süren IMF ile görüşmeler konusunda güne beklenmedik bir gelişmeyle başladık, stand-by anlaşması gündemden düştü. Sabahtan itibaren televizyonların ekonomi programlarında tek tartışma konusu ve piyasaların bir numaralı gündemi 'IMF'siz dönemin' nasıl şekilleneceğiydi. Aslında 'IMF'siz' demeyelim, dördüncü madde kapsamında eski dost IMF ile 'yeni bir ilişki formatı' kuruluyor.Devamı..


2. Erhan BAŞYURT (Bugün 11 Mart 2010)


'Genel af' tartışması ve CHP'nin ağır imtihanı


CHP Başkan Yardımcısı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Batman'da yaptığı "Toplumsal barışa katkıda bulunacaksa genel affa karşı çıkmayız" sözleri yeni bir tartışma başlattı.

Genel Başkanı Deniz Baykal hemen devreye girdi.

Kılıçdaroğlu'nun "genel af" sözünü "af" olarak düzeltti ve "silahların tümünün teslim edilmesi" şartını ekledi.
Devamı...

3. Hasan Celal GÜZEL (Radikal 11 Mart 2010)


Anayasa değişikliğine doğru

1982 Anayasası’nın, gayrımeşru bir darbe anayasası olduğu, dünyanın değişen şartları karşısında
yetersiz hâle geldiği ve Türkiye’nin önünün tıkadığı, halkımızın çok büyük bir çoğunluğunun kabul ettiği bir gerçektir. Siyasî partilerin tamamı da bu tespit konusunda hemfikir olmuşlar; ancak CHP, günlük siyasî çıkarları yüzünden, kendi programlarıyla çelişerek 12 Eylül Darbe Anayasası’nın savunucusu hâline gelmiştir.
2002 yılı sonunda iktidara gelen AK Parti’nin, elindeki parlamento çoğunluğuna rağmen, 7,5 yıldan beri ‘Yeni Anayasa’ yapılması ya da en azından Anayasa’da köklü değişikliklere gidilmesi konusunda ihmalkârlık ta bulunduğu ve geciktiği bir vakıadır. Lâkin, bu müddet zarfında, demokratik rejimin yerine oturtulması konusunda sancılı bir dönem yaşandığı da unutulmamalıdır. Diğer taraftan, Başbakan Erdoğan’ın, siyasette ve kurumlar arasında hüsnüniyetli mutabakat arayışları da sürecin uzamasına sebep olmuştur. Bu konuda, Başbakanı engellemeye çalışan yakın çevresindeki çekingenliğin de rolü vardır.Devamı...


4. İbrahim KİRAS (Star 11 Mart 2010)


Baykal neden Başbuğ'un kellesine kafayı taktı

CHP lideri Baykal’ın mevcut Genelkurmay Başkanı ile probleminin ne olduğunu tam olarak bilemiyoruz. Ama özellikle ıslak imzalı “İrtica Belgesi” gündeme geldiği günden beri her fırsatta “Başbuğ görevden alınmalı” görüşünü tekrarladığını biliyoruz.

Ayrıca “Ergenekon davası orduya karşı tertip” dediği halde Genelkurmay Başkanı’nı veya ekibinden birilerini ilgilendiren bir iddia söz konusu olursa “orduya karşı tertip” savunmasından vazgeçip “Derhal görevden alınmalı” dediğini de biliyoruz.Devamı...

5. Rasim ÖZDENÖREN (Yeni Şafak 11 Mart 2010)


İmza

İmza insanın şerefidir. İnsan, bir belgenin altına imzasını atmışsa onun doğruluğunu ve sonuçlarını tekeffül ettiğini söylemiş olmaktadır.

Söz ve imza, bir bağlamda aynı anlama gelir.

İmza (ve dolayısıyla söz) kendiliğinden kişinin zatını temsil eder, o zatın göstergesidir.

İmza, kişinin kendisidir. Kişinin simge olarak dışa vurumudur.
Devamı...

6. Gökhan ÖZCAN (Yeni Şafak 11 Mart 2010)


Sinemanın üzerine oturan heykelcik

Akademi bir kez o cafcaflı gösterisini sundu ve Oscar heykelciklerini sahiplerine dağıttı. Biz umursayalım ya da umursamayalım, bu heykelcikle ödüllendirilenler günler boyunca hem dünyada, hem bizde medyanın gündeminde abartılı bir yere sahip olacak. Şahsi kanaatim bu hadisenin sinema sanatından çok, sinema endüstrisiyle ilgili olduğudur ki, ödülleri dağıtanlar da bunu zaten pek inkâr etmiyor. Sinema sanatını sinema endüstrisinden ayrı düşünmenin pek de mümkün olmadığı düşüncesi akla gelebilir. Bu düşüncenin kolay teslim olunmaması gereken bir düşünce olduğu görüşündeyim. Hatta bu konuda ısrarlıyım. Sinema sanatı ile sinema endüstrisinin kaynağı bakımından birbirine çok uzak düşebildiği mutlaka akılda tutulması gereken bir gerçektir. Bu ayrımda kilit kelime 'Hollywood' bana göre... Sinemanın dev bir ticari sektöre dönüşmesinde elbette Hollywood'un çok büyük rolü var. Bugün birçok dünya devletinin yıllık bütçesi kadar yeşil doları bir tek filmin yapım maliyetlerine harcayabilen ve ortaya çıkan pahalı "mal"ı da yine o ülkelere pazarlayabilen dev bir endüstriden sözediyoruz. Sinemanın Amerikan ekonomisine sağladığı getirinin sadece birkaç temel sektör kazancının gerisinde kaldığını söylersek durum çok daha iyi anlaşılacaktır.Devamı...


7. Aslı AYDINTAŞBAŞ (Milliyet 11 Mart 2010)


Kemal Bey neden çark ettiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Batman’da “Genel affı düşünebiliriz” dediğini duyunca heyecanlandım.  Uzun zamandır ilk kez CHP’den biri Kürt sorunuyla ilgili cesur bir laf etti, “Hükümet yapıyorsa yanlıştır” mantrası ötesinde yapıcı bir çözüm ortaya koydu.
“Genel af” şu anda kulağınızı tırmalayabilir ama eninde sonunda Türkiye’nin gündemine alacağı bir konu bu.
Kimse yanlış anlamasın. Bu safi benim tezim değil. Aslında CHP’den Genelkurmay’a, Ak Parti’den Emniyet’e, Türkiye’de birazcık Kürt meselesine eğilmiş olan, kürsülerdeki nutuklar ötesinde Doğu’daki sokak gerçeğini bilen herkes, geniş tabanlı bir sosyal barış dışında bir çözüm olmadığını biliyor.
“Herkes” derken abartmıyorum. Özel sohbetlerde CHP’liler de (eminim Kılıçdaroğlu da böyledir) PKK ölçeğinde toplumsal taban yakalamış bir yapının, uzun vadede “genel af” denilen silah bırakma ve uzlaşı dışında bir metotla buhar olup yok olmayacağını biliyor. Dünyada örneği yok. Yok! Dünya askeri tarihinde, bu tarz ve bu ölçekte bir isyanın, safi “vur vur, öldür öldür” diye askeri yöntemlerle başarıyla bastırıldığına bir örnek bulamazsınız. Muhakkak bir cins uzlaşı olacak.
Haliyle Türkiye, ya şimdi ya 10 yıl sonra, ya isteyerek ya da mecburen “genel af” konusunu tartışır hale gelecek.Devamı...

8. Engin ARDIÇ (Sabah 11 Mart 2010)


Efçiler kücülere karşı

Türkiye'de, 1928 yılından beri, Latin alfabesi kullanılmıyor. Türkiye'de, 1928 yılından beri, Latin alfabesinin "modifiye" edilmiş şekli kullanılıyor.
Yani, "bize özgü" bazı harfler icat edilmiştir. İlk akla gelen tabii "ğ"... Sonra da "ı"... Hatta "ş"... Başka dillerde mevcut bazı harflerin de bizde "fonksiyonu" farklıdır. Örneğin, "ç"...
Buna karşılık Almanca'da bulunan "ö" ve "ü" harfleri bizde de aynı görevi üstlenirler ama bunlar başka bir Batı dilinde olmayan harflerdir.
Lehçe'de bulunan (Polonya dili) ve "en" sesi veren "çengelli e" harfi, "w" sesi veren "çentikli l" harfi de o dile özgüdür. İspanyolca'da "n" harfinin üstüne gelip "ny" sesi veren işaret ("tilde" diyorlar) başka bir dilde yoktur.
Görüldüğü gibi, Latin alfabesini alan ülkeler, onu kendi dillerine göre eğip büküyorlar, harf ekleyip harf çıkarıyorlar.
Bu elbette "klavyede" de böyle olacaktır. Eskiden daktilo, şimdi bilgisayar klavyesinde.Devamı...


Bu sayfa 354 defa ziyaret edilmiştir.

  
 

En Son Haberler

» Genel Başkanımız Denizli'de...
» İstanbul Gençlik Mahalle Temsilcileri...
» Bugün Tavsiye Ettiğimiz Köşe Yazarları...
» Hataylı AK Gençler İstişare Kampında...
» AK PARTİ GRUP TOPLANTISI (20 Temmuz...
» Bugün Tavsiye Ettiğimiz Köşe Yazarları...
» Genel Başkanımız Yabancı Gençleri Kabul...
» UETD Gençlik Heyeti Partimizi Ziyaret...
» Genel Başkanımız Kırşehir'de...
» Sivas'tan Faaliyetler

En Çok Okunan Haberler

» 8. Gençlik Şöleni İstanbul'da...
» Necip Fazıl Kısakürek'i Andık...
» Eskişehir AK Gençlik...
» Erzurum AK Gençlikte Konferans
» Şanlıurfa, Polis Haftasını...
» Pursaklar'da Futbol Turnuvası
» Gençlik Çocuklarla
» Üniversite Öğrencileri Okudukları İlde...
» Çankaya Gençlik İstiklal Şairini...
» Enes ŞİŞMAN Çankaya Üniversiteler...

copyright©2008
designed by Tiga Bilişim