Bugün Tavsiye Ettiğimiz Köşe Yazarları (20 Temmuz 2010)


1. Hüsnü MAHALLİ (Akşam 20 Temmuz 2010)

 

Rastlantı

 

10 Temmuz tarihli bu köşede şöyle bir giriş cümlesi vardı:
'Netanyahu ile Beyaz Saray'da görüşen dönemin ABD Başkanı Bill Clinton sinirli bir şekilde çevresindekilere: 'Allahın belası bu adam kendini ne sanıyor? Sanki süper devletin başkanı ben değil de o' demişti''.
Dün ise Türkiye dahil dünyanın bir çok ülkesinde gazete ve televizyonlarında şöyle bir haber vardı:

'' 2001'de özel bir toplantıda konuşan ve kameraların kapalı olduğunu düşünen Başbakan Netanyahu Filistin sorununu çözmenin tek yolunun Filistinlileri sürekli dövmek ya da topyekun bir saldırı ile ortadan kaldırmak olduğunu söylüyor ve 1993 Oslo'da imzalanan barış anlaşmasının mutlaka sabote edilmesinden söz ediyor ve Amerika'nın tavrı ile ilgili olarak şunları ekliyor:

'Başkan Clinton, radikal derecede Filistin yanlısıdır. Ama ben Amerika'nın ne olduğunu biliyorum. Amerikalıların %80'i İsrail'i destekler. Dolaysıyla Amerika ve Amerikalıları manipüle etmek çok kolaydır. Bu nedenle Clinton ve yandaşları bizim yolumuza çıkamazlar''.Devamı…

 

 

2. Ahmet TAŞGETİREN (Bugün 20 Temmuz 2010)

 

Evet "akıl dışı cephe!"

 

CHP, MHP ve BDP'nin "hayır" kampanyası yürütmesini "Akıl dışı retçi cephe" olarak nitelemem üzerine, MHP'li Oktay Vural aradı ve "akıl dışı" olarak nitelememe tepki gösterdi. "Benim aklımın dışında' yazsaydınız" dedi.

Ben de "Zaten sütun bana ait, okuyucu da bu nitelemenin bana ait olduğunu anlayacak" dedim.


Aslında Oktay Vural doğru söylüyor, kendisine de ifade ettim, MHP'nin 'hayırcı' olması için "ben" "tek makul gerekçe" bulamıyorum.


Aynı şekilde CHP'nin ve BDP'nin "hayırcı"lığının da tek makul gerekçesi yok.

Onun için ya Anayasa değişiklik paketini yanlış anlatıyorlar ya da hiç oralarda dolaşmayıp, kendi tabanlarının duygu dünyasını harekete geçirecek başka gerekçelerle AK Parti karşıtlığı yapıyorlar.


"Akıl dışılığın" en net göstergesi ise bu üç partinin, çok farklı dünyalardan gelip "hayır"da buluşmuş olmasıdır. Öyle ki, bu üç partinin görüşlerini toplasanız, önce birbiriyle vuruşacaklar.


Bu akıl dışılığın nasıl bir "abeste buluşma" olduğu daha iyi görünsün diye o yazımda "üçlü bir miting" davetinde de bulunmuştum. Şöyle "Biji Apo'lu, Başbuğ'lu, Kemalizmli" bir miting...


"Hayır"da el ele tutuşup, mitingde yan yana görünmekten utanmak niye? Devamı…

 

 

3. Hasan CEMAL (Milliyet 20 Temmuz 2010)

 

Erdoğan’a dönük ‘kuşatma’ yine var ama...

 

Dünya Kupası, futbol derken üç hafta Güney Afrika’daydım. Memlekete avdet edince gördüm ki siyaset bıraktığım yerde duruyor.

Çok fazla değişiklik yok.
Belki cepheler daha belirginleşmiş, kutuplaşmalar daha keskinleşmiş, hepsi o kadar.

Tarafların birbirlerine karşı halleri yine asabi. Bakışlar yine ters, burun delikleri yine gergin. Sözler bazen acıtıcı, bazen kışkırtıcı, genellikle imalı...
Ve siyaset sahnesi bazı açılardan 2007’nin izlerini taşıyor.

2007 yılı, Tayyip Erdoğan’ı zayıflatmaya, partisini bölmeye ve iktidardan düşürmeye dönük ‘tertipler’le başlamıştı.

İlk aşama, Abdullah Gül’ün Çankaya yolunu kesmekti.

İkinci aşama, Ak Parti’yi seçim sandığında tökezletmek, en azından tek başına iktidar olmasını engellemekti.Devamı…

 

 

4. Oral ÇALIŞLAR (Radikal 20 Temmuz 2010)

 

Referandumda statükonun rüzgarına kapılmak

 

"Statükocular hayır diyebilirler, onları anlıyorum" başlıklı iki gün önceki yazıma gelen tepkilerden, Anayasa değişikliği referandumunun kamplaşma kültürümüzün önyargılarına kurban edileceği izlenimini edindim. Konuyu değişikliğin içerisinde ne olup ne olmadığından çok, AKP üzerinden algılamayı tercih eden çevrelerin "AKP yargı üzerinde hegemonya kurmak istiyor" diye düşünmeyi tercih ettiklerini bir kez daha görme fırsatı buldum.
***
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Anayasa Mahkemesinin yapısına ilişkin değişiklik de, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısına ilişkin değişiklik de(önceki günkü yazımda da değindiğim gibi), hükümete veya Meclise bir öncelik sağlamıyor. Yani bazı mektuplarda söylendiği gibi YÖK'e benzer bir durum söz konusu değil.

Zaten YÖK hiç bir değişikliğe uğramadı. Bunun sebebi ise, hükümet değil, başta CHP olmak üzere, üniversitelere o sırada egemen olan “ulusalcı akademik elit”. Bu kesimdekiler, "YÖK'ü değiştirtmeyiz" dediler. Devamı…
***

 

 

5. Süleyman YAŞAR (Sabah 20 Temmuz 2010)

 

CHP ve dönek Kautsky

 

Cumhuriyet Halk Partisi'nin programında, CHP'nin, sosyal demokrasinin evrensel değer ve kurallarını benimseyen, bu ilkeleri yaşama geçirmeyi amaçlayan bir sosyal demokrat parti olduğu belirtiliyor. Halbuki CHP'nin son yıllardaki tavrı, onun, sosyal demokrasiden uzaklaşan bir 'bürokrat elitler ve zenginler' partisine dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Peki CHP, hangi eylemleriyle sosyal demokratlıktan uzaklaşıyor?
Bir kere CHP hiç yapmaması gereken bir şeyi yapıyor ve düşük gelir gruplarına verilen hizmetlerin artırılmasına karşı duruyor.

Sağlık hizmetlerinde son yıllarda yapılan büyük hizmet devrimine karşı çıkıyor. Tam Gün Yasası'nın iptali için
Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaktan hiç çekinmiyor. Düzenin değişmemesini, halkın hastane kapılarında eskisi gibi kuyruklarda beklemesini istiyor. 12 Eylül darbe anayasasını savunuyor. Memura grev hakkı gibi özgürlük alanını genişleten anayasa değişikliğine referandumda "hayır" diyor. Devamı…

 

 

6. Ahmet KEKEÇ (Star 20 Temmuz 2010)

 

Rezil ol, yeter ki tiraj al!  

 

Şimdi de “savaş çıkar, rezil ol, tiraj al” gazetecileri çıktı başımıza... Kardak kayalıkları yüzünden az kalsın savaş çıkarıyorlarmış iki ülke arasında...

Kendileri itiraf ediyor...


Haber müdürü olan zat, İzmir bürosundan bir muhabiri Kardak kayalıklarına gönderip, Yunan bayrağı yerine Türk bayrağı diktiriyor.

Haber, genel yayın müdürünün masasına gidiyor.


Müdür, “tam sayfa manşet çalışalım” diyor.

Kendisi de yıllar sonra genel yayın müdürlüğünü tadacak olan bir başka zat itiraz ediyor: “Yapma abi, savaş çıkar...”

Müdürün cevabı şu: “Çıksın... İşimiz bu!”


Hakikaten de savaş çıkacaktı...

Hakikaten de üç beş başıboş keçinin yaşadığı o kayalıklar yüzünden iki ülke birbirine girecekti.Devamı…

 

 

7.Fehmi KORU (Yeni Şafak 20 Temmuz 2010)

 

Eksen Türkiye'ye doğru kayıyor

 

ŞAM (Suriye)

 

"Türkiye'nin ekseni mi kayıyor, yoksa Türkiye eksen mi kaydırıyor" sorusunu sorup cevabını almak için ülkemizin komşularına uğramak yeterli. En yakın komşumuz Suriye'nin başkenti Şam'da, sunduğu hizmetleri tanıttığı diller arasında Türkçe de bulunan Dedeman Oteli var. Çarşı-pazarında Türk mallarından geçilmiyor. Suriyeliler de Türk dizilerinin müptelâsı durumundalar.


"Bazı dizileri Abu Dabi TV'de henüz gösterilmeyen bölümleri için Türk kanalından izleyen bile var" dedi burada yaşayan bir dost. Tek kelime Türkçe bilmediği halde sırf dizi merakından saatler boyu bizim kanallara yapışıp kalıyormuş öyleleri...Devamı…


Bu sayfa 913 defa ziyaret edilmiştir.

  
 

En Son Haberler

» Binlerce Demokrasi Elçisi İstanbul'da...
» Ulaştırma Bakanımız YILDIRIM'ın Erzincan...
» YILDIZ AK Gençlik İle Buluştu...
» Gençler, geleceğimizin teminatıdır...
» Mersin'de Referandum...
» Adana'da Referandum...
» Genel Başkanımız Bolu'da...
» Osmaniye'de Referandum...
» ARINÇ AK Gençlik İle Buluştu...
» Gaziantep'de Referandum...

En Çok Okunan Haberler

» 8. Gençlik Şöleni İstanbul'da...
» Necip Fazıl Kısakürek'i Andık...
» Eskişehir AK Gençlik...
» Erzurum AK Gençlikte Konferans
» Şanlıurfa, Polis Haftasını...
» Pursaklar'da Futbol Turnuvası
» Gençlik Çocuklarla
» Üniversite Öğrencileri Okudukları İlde...
» Çankaya Gençlik İstiklal Şairini...
» Enes ŞİŞMAN Çankaya Üniversiteler...

copyright©2008
designed by Tiga Bilişim