ULUSA SESLENİŞ (NİSAN 2010)
ULUSA SESLENİŞ - NİSAN 2010 ( Yayın )
Sevgili vatandaşlarım...
Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.
Türkiye'nin daha aydınlık, daha parlak, daha güneşli zamanlara biraz daha yaklaştığı bu güzel bahar günlerinde yeniden sizlerle olmanın mutluluğu içindeyim.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da bahar neşesine dünya çocuklarının coşkusu ve mutluluğu eklendi.
23 Nisan'da, dünyanın yegâne çocuk bayramını, bizler de, çocuklarımızın mutluluğuna ortak olarak, hep birlikte kutladık.
Aziz vatandaşlarım...
Bildiğiniz gibi bizim için 23 Nisan iki ayrı mutluluğu, iki ayrı gururu bir arada yaşadığımız bir bayram...
Bu yıl Çocuk Bayramı ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 90. kuruluş yıldönümünü de Milli Egemenlik Haftası kapsamındaki etkinliklerle kutladık.
90 yıl önce istiklal ve hürriyetimizin teminatı olarak kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi, o günlerden bugünlere millet iradesinin tecelligâhı olarak varlığını sürdürüyor.
Hâkimiyet-i Milliye'nin, yani millet egemenliğinin ne büyük bir güç, ne büyük bir kazanım ve ne sağlam bir meşruiyet kaynağı olduğunu bir an olsun aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.
23 Nisan 1920'de, Gazi Mustafa Kemal'in de ifade ettiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi millet iradesinin tecelligahıdır ve onun üzerinde hiç bir güç yoktur.
Milletin iradesi üzerine ipotek koymaya, onun üzerinde vesayet kurmaya çalışanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki ruhu anlayamamış olanlardır.
Her konuda nihai söz ve karar sahibi millettir. Bu ülkeye istikamet çizecek olan, bu ülkenin istikbalini belirleyecek olan millettir.
Ülkemizin en hayati meselelerinde, siz aziz milletimizin temsilcilerinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ittifakla karar alamadığında, son sözü söyleyecek olan, son kararı verecek olan da sizlersiniz değerli milletim.
Milletimizin engin ferasetini inkâr edenler, ülkemizi yakından ilgilendiren meselelerde size danışmamızı yadırgayanlar, milletle aralarındaki köprüleri kaldırmış, milletle iletişimi kesmiş olanlardır.
Biz bu ülkenin bütün insanları huzur içinde yaşasın, gönüller şen olsun, tek bir insanımızın bile kanayan bir yarası olmasın istiyoruz.
Bunun için bir kardeşlik projesi olarak gördüğümüz Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'ni başlattık.
Bu açılımı başlatırken sahip olduğumuz umut ve heyecanın, milletimizin her kesiminden aynı olumlu karşılığı görmesi bizi ayrıca mutlu etti.
Bakınız... Milli Birlik ve Kardeşlik Projemizi anlatmak ve değerli sanatçılarımızın görüş, öneri ve eleştirilerini almak üzere bir süredir istişare toplantıları düzenliyoruz.
Önce ses sanatçılarımızla, ardından sinema ve gösteri dünyamızın ünlü simalarıyla, son olarak da edebiyat ve düşünce dünyamızın önde gelen isimleriyle buluştuk.
Türkiye'de on yıllardır hüküm süren kronik meselelerin çözümü için, her bir sanatçımızın, yüreğini ortaya koyduğunu, büyük bir memnuniyetle müşahede ettik.
Bir kez daha gördük ki, Türkiye'nin çözülmez gibi görünen sorunları, aslında el birliği, gönül birliği yaptığımızda çok kolay, çok hızlı çözülebilir.
Biz, akan kan dursun, güvenlik güçlerimiz şehit olmasın, anneler artık daha fazla ağlamasın diye çırpınırken, bazı iç ve dış mihraklar, istismar zeminlerini kaybedecek olmanın verdiği panikle, süreci kışkırtmaya, tahrik etmeye, ülke içinde huzursuzluk çıkarmaya çalışıyorlar.
Van'da, Samsun'da, Kayseri'de, siyasetçilere yönelik saldırılar, Samsun'da, Giresun'da güvenlik güçlerimize yönelik son saldırılar, aynı zamanda bu ülkenin kardeşliğine yapılan saldırılardır.
Bu saldırılar, Türkiye'nin huzurunu, istikrarını, kardeşlik iklimini bozmaya yönelik saldırılardır.
Bütün bu provokasyonlara, bütün bu tahriklere, bütün bu insanlık dışı saldırılara rağmen biz kardeşliğimizi muhafaza etmeye, onu daha da pekiştirmeye devam edeceğiz.
Bu menfur saldırılar Türkiye'yi asla ve asla kutlu yürüyüşünden alıkoyamayacak.
Terör tacirlerine, çatışma lobilerine, husumetten, savaştan, gençlerin ölümünden, annelerin gözyaşından beslenen bu istismarcılara karşı mücadelemizi sürdürecek, Türkiye'nin bütün gerçekleri görmesini sağlayacağız. Birliğimizle, dirliğimizle, bütünlüğümüzle bu odakları saf dışı edeceğiz.
Değerli vatandaşlarım...
Sevinerek ifade edeyim ki ekonomimizden güzel haberler gelmeye devam ediyor.
Geçen ayın sonunda açıklanan büyüme rakamları bunun en güzel örneğiydi.
Bu rakamlara göre, 2009 yılının son çeyreğinde, ekonomimiz, % 6 oranında büyüyerek, beklentilerin üstünde bir iyileşme performansı göstermiş oldu.
Dünyada ve özellikle Avrupa'da ciddi sıkıntılar yaşanırken, Türkiye'nin böyle başarılı bir çizgi yakalamasını son derece önemli görüyoruz.
Yine başka bir olumlu gelişme de borsada yaşanıyor; İstanbul Menkul Kıymetler Borsası geçtiğimiz hafta 59.000 endeks seviyesini aşarak bütün zamanların rekorunu kırdı.
Bütün bunlar istikrarla oluyor, sağlam bir ekonomik yönetimle oluyor.
Bakınız istikrarın ülkemiz için ne kadar önemli bir kazanım olduğunu gösteren çok önemli bir örneği burada sizlerle paylaşmak istiyorum.
2009 yılında dünya ticaret hacmi büyük bir daralma yaşadı, ihracat rakamları geriledi biliyorsunuz...
İşte böyle bir dönemde, Türkiye, doğu ve güneyindeki 22 ülkeyle ticaretini ortalama % 100 oranında artırma başarısı göstermiştir.
Bunlar ekonomimizdeki canlanmanın çok güzel, çok önemli örnekleri...
Benzer bir iyileşmenin işaretleri işsizlik oranlarında da ortaya çıkmış durumda...
Ocak ayında işsizlik % 14,5 olarak gerçekleşmiş bulunuyor.
Ocak ayı mevsimsel olarak işsizlik oranlarının en yüksek olduğu aydır. Mart-Nisan döneminden itibaren bu rakamlar kademeli olarak düşer. Yaz aylarında en düşük seviyeye gelir.
2009 yılı Ocak ayı işsizlik oranının % 15,5'larda olduğunu dikkate alırsak, geçen yıla göre bu alanda % 1'lik bir düşüş yaşandığı ortaya çıkar.
Bu düşüşün 2010 yılı için çok ümit var bir başlangıç olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Burada bir konuyu özellikle vurgulamak istiyorum. Türkiye işsizlik konusunda başarılıdır.
Bunu söylerken şu gerçeği unutmayalım. Bakınız, artık işsizlikte Türkiye emek yoğun bir anlayıştan, bir yapılanmadan teknoloji yoğun bir anlayışa geçiyor.
Bu ne demektir? Eskiden bir tekstil fabrikasında 500 kişi çalışırken şimdi aynı tekstil fabrikasında 500 kişinin yaptığı işi 50 kişi yapıyor.
Niçin? Gelişen teknoloji artık fabrikalarımıza, tekstil fabrikalarımıza girmiş bulunuyor ve buradaki o 450 kişi işte şimdi yeni sanayileşmenin ortaya koyduğu fabrikalarda yerini alacak.
Öyle ise daha fazla sanayileşmemiz gerekiyor. Veyahut da hizmet sektöründe daha büyük adımlar atmamız gerekiyor. Bunları görmemezlikten gelemeyiz.
Aslında bunlar önemli adımlar. Eğer bugün İspanya gibi bir ülke % 18,5 işsizliği yaşıyorsa bunun gerekçesi teknoloji yoğun bir dönemin içerisinde olduğundandır. Aynı şekilde Amerika, aynı şekilde Japonya, bunlar tarihlerinde görmedikleri işsizliği görüyorlar. Fakat biz hizmet sektöründe başlattığımız sıçramayla yine de işsizlikte inanıyorum ki % 10'ların altına düşeceğiz ve işsizlerimize iş imkânlarını hazırlamanın gayreti içerisindeyiz.
Şu anda memur alımında yeni bir çalışmayı başlattık ve inanıyorum ki oraya da alacağımız yeni genç üniversite mezunu lise mezunu gençlerimize inşallah biraz daha orada rahatlama getireceğiz.
Ve bu arada benim TOBB'ne yaptığım davet bugünün daveti değildir. Ta 4 yıl, 5 yıl önceden başlayan bir süreçtir. Bunu niçin açıkça söylüyorum, çünkü bu ülkede işsizlik konusu bizim için bir milli mesele halindedir. Olaya böyle bakmamız lazım ve her işverenimiz, ortalama bir rakam vermiştim ben, o da neydi, 1 kişiyi yanında istihdam edecek olsa 1.500.000 mensubu olan bir TOBB, 1.500.000 işsizin iş bulmasına vesile olabilirdi. Fakat bunu farklı şekilde yorumladılar. Bu benim de üzüntümü mucip oldu. Çünkü biz bu ülkede bu sorunları birlikte çözeceğiz.
Eğer bu sorunların çözümünü sadece hükümetten beklersek yanlış olur. Bakınız, eğer biz tekstil sektöründe KDV'yi % 18'den % 8'e indirirken buradaki bütün gayretimiz istihdam yaratılsın, bunun içindi. Şimdi, işsizime iş bulma noktasında bu çağrıyı işverenlere yapmakla yanlış mı yaptım ve bu çağrıyı bundan sonra da yapmaya devam edeceğim. Çünkü bu benim için yol gösterme noktasında, bir hatırlatma noktasında görevimdir ve bunu yapmaya da yine devam edeceğim. Hep birlikte çözüm bulacağız.
Kimse işçiyi çıkarmak suretiyle kar ediyorum, kazanıyorum noktasına gelmesin. Eğer kayıt dışı ekonominin % 45-50 olduğu ülkemde, bunu beraber çözeceğiz, niçin kayıt dışı ekonomi var, eğer ben bir emek sömürüsü yapılıyor ifadesini kullandıysam bunu da kullanmamın sebebi şudur. 18 yaşın altında eğer çocuklar çalıştırılıyorsa ve bu çocuklara asgari ücret değil, dikkat edin, bunun altını da çiziyorum, 200 lira, 100 lira gibi ücretler veriliyorsa bu emek sömürüsü değil de nedir. Ha, bunlara karşı yaptırımlarınızı yapın diye bize bir çağrı bir davet yapılmış olabilir, yapılabilir bu da haklıdır ve bunların da üzerine gidiyoruz ve bundan sonra çok daha farklı bir şekilde gideceğiz.
Değerli kardeşlerim...
Öte yandan Mart ayında ihracatımız % 34 gibi çok yüksek bir oranda artış kaydetti. Nisan ayında ise kapasite kullanım oranı % 72'ye yükseldi.
Ekonomide son derece umut verici gelişmelere şahit oluyoruz ve bu gelişmeler önümüzdeki aylarda da inşallah devam edecek.
Sevgili vatandaşlarım.
Ekonomideki bu güzel gidişatı hızlandırmak için hükümet olarak biz bütün kesimlerimize yönelik destek imkânlarımızı seferber etmeye de devam ediyoruz.
Bu kesimlerimiz içinde sayıları 1.900.000'i bulan esnaf ve sanatkârlarımız önemli bir yekûn tutuyor.
Bizim onların sıkıntılarına, dertlerine duyarsız olmamız elbette düşünülemez. İlk günden beri elimizdeki bütün imkânlarla onların yanlarında olmaya gayret ediyoruz.
Bu anlayışımızın bir gereği olarak bu ay içinde esnaf ve sanatkârımızı ilgilendiren çok önemli bir eylem planını hayata geçirdik.
Aileleriyle birlikte düşünürseniz yaklaşık 10 milyon vatandaşımız bu eylem planının getireceği kazanımlardan istifade edecek.
Bu eylem planıyla kredi finansmanı başta olmak üzere vergi, istihdam, eğitim, yenilikçilik, Avrupa Birliği projeleri, hukuki altyapı gibi pek çok konuda esnafımıza kolaylıklar sağlıyor, destek oluyoruz.
Bakınız, 2002 yılında, bunu bir mukayese olsun diye veriyorum sevgili vatandaşlarım, Halk Bankası aracılığıyla sadece 154 milyon TL kredi kullanan esnafımız, lütfen buna dikkat ediniz, geçen yıl tam 21 kat artışla yani iktidarımız döneminde 3,3 milyar TL tutarında kredi kullanma imkânı bulmuştur. Esnafın yanında kim, biziz.
Yine esnafımızın fiilen ödediği kredi faiz oranları ekonomimizdeki istikrarın bir neticesi olarak, neydi o zaman biliyor musunuz 7,5 yıl önce,47, % 47 seviyesindeydi şimdi nereye indi, % 6,5'a kadar indi. Biz mi esnafımızı faizle eziyoruz Allah aşkına. % 47 faiz nerede, % 6,5 nerede.
Esnafımızın kullanabileceği kredinin üst sınırı da 5.000 liraydı o zamanlar. Kooperatifin mali yapısına göre 35.000 ilâ 50.000 lira seviyesine kadar da bunu yükselttik.
Bildiğiniz gibi 2009 yılının Ocak ayında bir sicil affı çıkardık. Bu sayede kredi kullanamaz durumdaki esnaf ve sanatkârlarımıza yeniden kredi kullanabilme imkânı sağladık.
Aynı şekilde KOSGEB aracılığıyla esnaf ve sanatkârlarımıza farklı kredi kanalları da açtık.
2003 yılından bu yana KOSGEB'in oluşturduğu kredi hacmi 7 milyar lirayı aşmış durumdadır.
Küresel krizin getirdiği olumsuzlukları giderebilmek için ‘İmalatçı Esnaf-Sanatkâr Destek Kredisi' programını uygulamaya koyduk.
Bu uygulamayla 5.108 işletmemize 129 milyon lira kredi kullandırdık.
Geçen yıl uyguladığımız ‘100.000 KOBİ Destek Kredisi' programından esnafımızın da yararlanmasını sağladık, toplam 2,5 milyar liralık kredi hacmi oluşturduk.
KOSGEB Kanunu'nda yaptığımız değişiklikle imalatçıların yanı sıra hizmet sektörlerinin de KOSGEB desteklerinden yararlanmalarını temin ettik.
Bildiğiniz gibi, bu ay içinde, bütün bu çalışmalara ivme kazandıracak olan yeni bir planı kamuoyuna açıkladık.
"Esnaf ve Sanatkârlar Değişim, Dönüşüm, Destek Strateji Belgesi ve Eylem Planı" adıyla uygulamaya konan bu plan, bugüne kadar esnafla ilgili yapılan en kapsamlı çalışma olma özelliğini taşıyor.
Planın temel hedefi esnaf ve sanatkârlarımızın rekabet gücünün artırılması, bu alanda değişim ve dönüşümün desteklenmesidir.
Bu çerçevede esnafımıza Halk Bankası tarafından kullandırılan krediye % 50 faiz desteğine bu dönemde de devam edeceğiz. Bakın bu desteği biz veriyoruz.
Yine bu programla KOSGEB destek programlarında esnaf ve sanatkârlarımızı öncelikli hale getiriyoruz.
KOSGEB programları aracılığıyla esnaf ve sanatkârımıza Ar-Ge, inovasyon, işbirliği-güçbirliği ve girişimcilik alanlarında destek sağlıyoruz, destek sağlayacağız.
Esnafımızın üstündeki yükü azaltmak üzere vergiden muaf esnaf belgesi uygulaması getiriyoruz. Çok önemli...
Buna göre mali tablolarına ve yapılarına göre küçük esnafımız belli sınırlar dâhilinde vergide bu avantajlardan, ne yapacak, yararlanacak.
Küçük sanayi sitelerinin yapımında bundan böyle TOKİ'nin imkânları da devreye sokulacak.
Dağınık şekildeki esnaf odaları ve birliklerini daha dinamik hale getirecek bir yapı oluşturmak üzere kanuni değişiklikler yapılacak.
Proje hazırlama ve geliştirme kapasitesini artırmak için AB programlarından gelen 14 milyon Avroluk kaynaktan esnaf ve sanatkârımızın da azami derecede yararlanmasını sağlayacağız.
Bu program kapsamında 30 başlıkta geliştirilen bütün bu tedbirlerin esnaf ve sanatkârımıza önemli kazanımlar getireceğine inanıyorum.
Değerli vatandaşlarım...
Öte yandan bir diğer büyük kitleyi temsil eden çiftçilerimiz, köylülerimiz, hayvancılarımız için yaptığımız çalışmaları, geliştirdiğimiz tedbir ve projeleri de peyderpey sizlerle paylaşacağım inşallah...
Nisan ayı dış politikamız açısından yine oldukça önemli gelişmelerin yaşandığı yoğun bir ay oldu.
5-7 Nisan tarihlerinde Bosna Hersek ve Fransa'yı içine alan bir ziyaret gerçekleştirdik.
Bosna Hersek ziyaretimizde önce Saraybosna'da Boşnak Enstitüsü'nde düzenlenen toplantıya katılarak orada bir konuşma yaptım.
Hemen ardından 1. Uluslararası Yatırım Konferansı ve Saraybosna İş Forumu'na katılarak özellikle iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğini geliştirmeye yönelik önemli temaslarda bulunduk.
Bu arada yine Saraybosna'da uluslararası Saraybosna Üniversitesi'nin açılışını yaptık, yeni kampusunun açılışını yaptık.
Türkiye olarak Bosna Hersek'in egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve uluslararası tanınmış sınırlarının muhafaza edilmesine büyük önem veriyoruz.
Bunun da ötesinde Balkanlarda barışın tesisinde Bosna Hersek'in kilit ülke konumunda olduğunu düşünüyoruz.
Yaptığım konuşma sırasında bu hususları Bosnalı dostlarımıza da ifade ettim ve Bosna Hersek'in Türkiye için ne kadar vazgeçilmez olduğunu özellikle vurguladım.
Bu ziyaret sırasında Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Sayın Sladziç ile de çok yararlı geçen bir görüşme yapma imkânımız oldu.
Ayrıca geçtiğimiz hafta Balkanlarda barışın tesisi adına tarihi nitelikte bir buluşmaya da ev sahipliği yaptık.
Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Sayın Sladziç ile Sırbistan Cumhurbaşkanı Sayın Tadiç İstanbul'da Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde bir araya geldiler.
Bu tarihi zirveden inanıyorum ki iki ülke ilişkilerinde yepyeni bir dönemi başlatacak çok hayırlı kararlar çıktı ve bu süreç içerisinde değerli Dışişleri bakanım ve ekibi çok gayretli çalışmalar yaptılar onlara da özellikle teşekkür ediyorum.
Türkiye olarak bu sürece başından beri öncülük ediyor, katkı sağlıyoruz, bu sebeple bu yakınlaşma bizi ayrıca mutlu ediyor.
Değerli kardeşlerim...
Bosna Hersek ziyaretimizin ardından Cumhurbaşkanı Sayın Sarkozy'nin resmi davetlisi olarak gittiğimiz Fransa'da da yoğun bir programımız vardı.
Türk ve Fransız halklarını birbirine yakınlaştırmak amacıyla düzenlenen "Türk Mevsimi" etkinliğinin kapanış galasına katılma imkânı bulduk.
600'den fazla etkinliğin gerçekleştirildiği Türk Mevsimi'nin Fransız halkı tarafından ne kadar büyük bir ilgi ve takdirle karşılandığını görmenin mutluluğunu yaşadık.
Yine Fransa'da bulunduğumuz süre içinde Sayın Sarkozy ve Başbakan Sayın Fillon ile bir araya gelerek çeşitli konularda görüş alışverişinde bulunduk.
Ayrıca Türkiye'yi yakından tanıyan ve iki ülke ilişkilerine her dönemde katkı sağlayan Ulusal Meclis Başkanı Sayın Accoyer ve Senato Başkanı Sayın Larcher ile de görüşme imkânı bulduk.
Bu görüşmelerimizin de Türkiye-Fransa ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağını ümit ediyoruz.
Fransa ziyaretimiz sırasında TÜSİAD ile Fransız muhatabı MEDEF'in katkılarıyla düzenlenen ve Fransa'nın önde gelen şirket yöneticilerinin katıldığı bir toplantıya katıldık.
Bu türden toplantıların ülkeler arasında başta ekonomik ve ticari alanlar olmak üzere önemli yakınlaşmalara ve fırsatlara kapı açtığını burada özellikle vurgulamak istiyorum.
Son olarak 7 Nisan'da Paris'te, Zenit Kongre Merkezi'nde Fransa ve çevre ülkelerden gelen vatandaşlarımızın geniş katılımıyla ki yaklaşık 10.000'i bulan bir katılım vardı, çok anlamlı bir buluşmayı gerçekleştirdik.
Oradaki insanlarımızın Türkiye'nin değişiminden ve dünyadaki yükselişinden ne kadar büyük bir mutluluk ve heyecan duyduklarını bir kere daha müşahede ettim.
Değerli vatandaşlarım...
Nisan ayı içinde bir diğer önemli dış ziyareti de Nükleer Güvenlik Zirvesi vesilesiyle Amerika Birleşik Devletleri'ne yaptık.
47 ülkenin devlet ve hükümet başkanının katıldığı bu zirvede Türkiye'nin nükleer güvenlik konusundaki tutumunu detaylarıyla ifade etme imkânı bulduk.
Dünya barışının sağlanması adına nükleer silahlanmaya hem küresel ölçekte, hem de bölgesel olarak sıcak bakmadığımızı, bu konuyu değerlendirirken her türlü çifte standardın ortadan kaldırılması gerektiğini özellikle vurguladık.
Bu zirveye katılmak üzere orada bulunan birçok ülke lideriyle de ayrı ayrı temaslarım oldu.
Bunların arasında Ermenistan Cumhurbaşkanı Sayın Sarkisyan'la bir buçuk saatlik bir görüşmem oldu.
Kendisine ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin normalleşmesi ve protokollerin hayata geçirilmesi için Türkiye'nin çok samimi gayret bir gayret içinde olduğunu, aynı samimiyeti kendilerinden de beklediğimizi özellikle vurguladık.
Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri ve Yukarı Karabağ konusunda da Türkiye olarak beklentilerimizi ve atılacak olumlu adımların meselenin çözümüne yapacağı katkıları detaylarıyla ifade ettik ve şu bizim için çok önemliydi. Biz önkoşulsuz anlayışını kabulleniyoruz ama bunun önüne bir şey koyduk. O da bölge barışına hizmet edecek bir anlaşma olarak buna bakıyoruz dolayısıyla bölge barışının içerisinde önemli iki aktör var. Azerbaycan ve Ermenistan ve aradaki bu sıkıntı giderilmediği sürece şüphesiz ki bu attığımız normalleştirme süreci sıkıntıyı yaşayacaktır.
Bildiğiniz gibi birkaç gün önce bu konuda yeni gelişmeler oldu ve maalesef Ermenistan tarafı tek taraflı olarak protokolleri askıya aldığını açıkladı.
Tabii bu karar Ermenistan tarafının kendi kararıdır, bu noktada Türkiye olarak biz eski konumumuzu sürdürüyoruz.
Meselenin çözümüne yönelik pozitif tavrımızı, protokollerin lafzına ve ruhuna sadakatimizi baştan beri sürdürdük, bundan sonra da sürdüreceğiz.
Bu tavrımızın uluslararası camiada yaptığı olumlu tesirleri, Türkiye'nin barışçı yaklaşımına yönelik takdirleri dış ziyaretlerimiz sırasında muhataplarımızdan sık sık duyuyoruz.
En son Amerika Birleşik Devletleri ziyaretimiz sırasında bizzat Başkan Sayın Obama'yla bunu yaklaşık 45 dakika içinde yaptığımız görüşmede bu süreçten duyduğu heyecanı bizimle paylaştı.
Biz de kendisine sözde Ermeni soykırımı iddialarının Temsilciler Meclisi Dış ilişkiler Komitesi'nde kabul edilmesinden duyduğumuz üzüntüyü ifade etme fırsatı bulduk.
Kendileri daha önce Dışişleri Bakanı vasıtasıyla bu konu ile ilgili üzüntülerini dile getirmişlerdi.
Ancak 24 Nisan'da Sayın Obama bizim hassasiyetlerimizi belli ölçüde dikkate almakla birlikte yine de ülkemiz açısından, milletimiz açısından kabul edilmesi mümkün olmayan iddiaları dile getirmiştir.
Devlet olarak, hükümet olarak gerekli tepki her zaman ifade ediliyor, her zeminde ifade ediliyor.
Yıllardır süregelen bu haksız tutumu elbette esefle kınıyoruz, bu kadar tek taraflı ve mesnetsiz iddiaların en başta tarih bilimiyle çeliştiği açıktır.
Biz öteden beri bu meseleyi bütün boyutlarıyla tarihçilere bırakmanın gereğini vurguluyoruz ama maalesef üçüncü ülkeler bu meseleyi kendi iç politikalarına malzeme etmekten bir türlü geri durmuyorlar.
Bu tutum hem milletimizde derin izler bırakıyor, hem de Türkiye'nin Ermenistan ilişkilerine yönelik açılımlarını da olumsuz etkiliyor.
Bir an önce bu yanlış tutumların ortadan kalkmasını istiyoruz, Türkiye dost olarak gördüğü ülkelerin bu türden samimiyetsiz ve ikircikli davranışlarından fazlasıyla rahatsızdır, kim olursa olsun.
Türkiye dünya barışı ve esenliğinin toplumlar arası yakınlaşmayı hızlandıran tavır ve uygulamalarla sağlanacağına inanmaktadır.
Herkese düşen görev; geçen yüzyıldan kalma köhne iç politika entrikalarını artık terk etmek, milletlerin birbirlerini daha iyi anlaması, kültürlerin ve inançların yakınlaşması için gayret göstermektir.
Bu konuda çok güzel bir örneği bu ay Yeni Zelanda Başbakanı Sayın John Key'in, Çanakkale Kara Savaşlarının 95. Yıldönümü anma törenlerine katılmak üzere ülkemize yaptığı ziyarette yaşadık.
Geçmişte birbirine karşı savaşmış, bu savaşlarda birçok insanını kaybetmiş iki ülke arasında bu ziyaretle taçlanan bir dostluk iklimi hüküm sürüyor.
Sayın Key'in çok renkli geçen ve iki ülke arasında her geçen gün gelişmekte olan dostane ilişkilere yakışır samimiyetteki bu ziyareti bizde güzel hatıralar bıraktı.
Bu vesileyle 95. yıldönümünde Çanakkale kara savaşlarına katılan ve vatanlarını korumak uğruna canlarını veren aziz şehitlerimizin hatırasını bir kere daha yâd ediyor, bütün istiklal şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
Onların emanetini hakkıyla taşıyabilmek ve ülkemizi aydınlık yarınlara ulaştırabilmek için canla başla çalışmaya bir kere daha azmediyoruz.
Bu duygularla sözlerime son veriyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Kalın sağlıcakla...